Ümmetin tevhid eylemi

23/2/2007

Ümmetin tevhid eylemi

Hazırlayan: Mehmet Baydemir

Şehadet, ümmetin tevhid ve özgürlük mücadelesinin en deruni ifadesi. İman, inanç ve ebediyetle ilgili yegâne damarımız. Yok oluşu yok eden kutlu bir nefes… Şehidlik! Şehid olmak, sonu değil sonsuzluğu hatırlatan toplumsal hafızamızdır… Şehidin ve şehadetin anlamını kavramak için bugün iki program gerçekleştirilecek. Bunlardan ilki AGD İstanbul Şubesi tarafından Eminönü Kadırga Kültür Merkezi’nde saat 19.00’da başlayacak. Çok sayıda şehidin biyografisinin okunacağı 5’inci Geleneksel Şehadet Gecesi’ne hatip olarak H. İbrahim Kutlay katılacak. Diğer program ise AGD tarafından Esenler Yüksel Düğün Sarayı’nda yapılacak. Saat 19.30’da başlayacak olan programın hatibi Dr. Abdullah Sevim.

HASAN el-BENNA (12 Şubat 1949)

İdealist bir öğretmen olan Hasan el- Benna Arap ülkelerinde örgütlenerek en büyük muhalefet haline gelen Müslüman Kardeşleri kurdu. Müslüman Kardeşler Mısır-İsrail savaşlarında dökülen Mısır ordusuna rağmen büyük başarılara imza attı. Arapları bir arada toplamayı amaçlayan Diktatör Nasır Müslüman Kardeşlerin bu yükselişini çekemediği için liderlerini ortadan kaldırmaya karar verdi. Bu amaçla Müslüman Kardeşlerin Kurucu Lideri Benna 12 Şubat 1949’da şehit edildi.

FETHİ ŞİKAKİ  (17 Ağustos 1988)


Fethi İbrahim Abdülaziz eş-Şikaki, 1986'da bazı arkadaşlarıyla birlikte İslami Cihad Hareketi'nin kaynağını oluşturan Filistin'in Kurtuluşu için İslâmi Cephe'yi kurdu. Aynı yıl İslami Cihad Örgütüne mensup olmak suçundan ve İsrailli askerlerin öldürülmesinde kullanılmış silah bulundurmaktan dolayı tutuklandı.  2,5 yıllık tutsaklığın ardından 17 Ağustos 1988 yılında Lübnan’a sürgüne gönderildi. Fethi Şikaki, 26 Ekim 1995 yılında Malta’da MOSSAD tarafından şehid edildi.

ŞEYH İZZETTİN KASSAM   (19 Kasım 1935)

Filistin direnişinin sembol isimlerinden olan Şeyh Muhammed İzzettin ibni Abdülkadir el-Kassam, hem bir âlim hem de işgalcilere karşı ordusunun başında bir komutandı. Trablusgarp’taki Ömer Muhtar direnişine yardım toplayarak katkıda bulunan Kassam, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da işgal güçlerine karşı birçok cephede talebeleriyle beraber savaştı. Bu ilim, direniş ve cihat adamı19 Kasım 1935’te beraberindeki 14 mücahitle silah eğitimi alırken, bir ihbar sonucu, 500 kişilik İngiliz birliği tarafından hem karadan hem de havadan muhasaraya alındı. Bu çatışmada Şeyh İzzettin Kassam, Şeyh Yusuf Abdullah, Şeyh Ömer Hasan Sa'di ve Hanefi ismiyle tanınan Mısırlı bir mücahid şehit edilirken diğer mücahitler İngilizlere esir düştüler.

PROF. DR. SEYYİD KUTUP  (29 Ağustos 1966)

Prof. Dr. Seyyid Kutup, çağdaş İslam düşüncesinin önde gelen temsilcileri arasında yer alıyor. Ktup, sosyalizm, kapitalizm ve komünizmi inceler ve incelemelerini bir sonuca bağladıktan sonra da Kur’an ve İslami ilimlere yöneldi. 1944 yılında Müslüman Kardeşler ile ilgi kurarak, teşkilata üye oldu. Yazdığı yazılar ve ortaya koyduğu fikirler, Mısır yönetimi tarafından büyük bir kaygıyla izlendi. 1954 Abdünnasır’a suikast düzenlenmesinden sonra tutuklanarak büyük işkencelere maruz kaldı. Hapiste de yazmaya devam eden Kutup, cahiliye kavramına getirdiği yorumlarla, günümüz Müslüman nesillerinin İslam’ı anlamasında ve bilinçlenmesinde önemli rol oynadı On yıllık mahkumiyetten sonra serbest bırakılan Kutup, 1965’te Yoldaki İşaretler adlı eserini yayınladı ve aynı yıl tekrar tutuklandı. Beraberinde, darbe yapacakları gerekçesiyle kırk bin İhvan mensubu da tutuklandı. Seyyid Kutup, 29 Ağustos 1966’da idam edilerek şehit oldu.

Ey şehid! Yolun, yolumuzdur

Ali Şeraiti, Abdulfettah İsmail, Abdülkadir Udeh, Adnan Demirtürk, Ali Soylu, Başbağlar Şehitleri, Bilal Yaldızcı, Çanakkale Şehitleri, Cevher Dudayev, Eyyub El-Ensârî, Esad Erbili, Habil, Halid el-İslambuli, Hanzala Ibni Ebî Âmir, Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Yahya, Hz. Zekeriya, Mervan Hadid, Musab bin Umeyr, Ömer Muhtar, Abdülaziz Rantisi, Şeyh Ahmet Yasin, Srebrenika Şehitleri, İbn-ül Hattab, Tekiner Tayfur, Abdullah Harun, Sedat Yenigün, Zelimhanyan Darbiyev, Yasir Ailesi ve adını unuttuğumuz, bilmediğimiz, duymadığımız Allah yolunda canıyla, malıyla cihat eden tüm mücahitleri rahmetle anıyoruz. Ey şehid! Yolun, yolumuzdur.

METİN YÜKSEL (23 Şubat 1979)

Metin Yüksel, Fatih Akıncılar Teşkilatı'nı kurdu. 20 yaşında olmasına rağmen karizmatik kişiliği ile kendisinden yaşça büyük olanlar bile Metin Yüksel’e tabiydi. Akıncılar yaptıkları ümmetçi çalışmalarıyla, halkın gözünde büyük saygı kazandılar.

Salı ve Perşembe günleri çevredeki yoksul ailelerin hasta çocuklarının muayene edilmeleri için Akıncılar teşkilatına doktorlar getirilirdi. Doktorların tavsiye ettiği ilaçlar çevredeki eczanelerden yardım olarak tedarik edilir ve bölgenin fakir insanlarına dağıtılırdı.

Metin ve arkadaşları o dönem İslâmî kesimin etkin yayın organlar olan Gölge, Akıncılar, Akıncı Güç, Sebil gibi dergilerin halka ulaşması için de büyük çaba sarf ettiler. Metin'in bu çalışmaları ülkücüleri rahatsız eder. Metin birkaç defa kıstırılarak tehdit edilir. O bu tehditlere aldırmaz ve İslâmî çalışmalarına devam eder. Afganistan’a cihat eğitimi almak için gitmeyi kafasına koyan Metin Yüksel, İran asıllı imam-hatip olan Ali Ekber Mehdi Pul’un daveti üzerine gittiği İzmir dönüşünde ülkücülerin genç akıncıları tehdit ettiğini öğrenir.

Yüksel’in yakın arkadaşı olan Mehmet Şahin, bu durumda Afganistan’a gitmemeleri gerektiğini kalıp buradaki insanlara yardım etmelerini söyler. Şehid Metin gitmeye kararlıdır ve 23 Şubat 1979 Cuma günü Cuma namazının ardından yola çıkılacaktır. Yola çıkmak için dakikalar sayan Yüksel, cihat eğitiminden ırkçı faşistlerin açtığı yaylım ateşi sonucu mahrum kalır. Metin Yüksel Cuma namazı çıkışında, Ülkücü İş

çiler Derneği Başkanı Ahmet Bilir ve Vefa Lisesi ülkücü lideri İhsan Barutçu başta olmak üzere bir grup faşist tarafından Fatih Camii Avlusu’nda yüzlerce kişinin önünde silahsız iken kurşunlanarak şehit edildi.

Metin Yüksel’in Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazına elli binin üzerinde insan katılmıştı.

MALCOLM X (21 Şubat 1965)

Kötü ve çirkinliklerle dolu bir geçmişi olan Malcolm X, kardeşi Reginald’ın telkinleriyle ırkçı bir hareket olan İslam Ulusu adlı cemaate

katıldı. Ancak O’nun güçlü hitabeti ve kitleler tarafından sevilmesi cemaat içinde çekilemiyordu. Cemaatten dışlanan hatipliği ve evi elinden alınan Malcolm, Kutsal topraklara gitmeye karar verdi. Burada, beyaz, siyah, kahverengi, kırmızı ve sarı insanlar arasında fark olmadığını görerek büyük bir fikir değişimi yaşadı. Adını El- Hacc Malik El- Şahbaz olarak değiştiren Malcolm, 21 Şubat 1965'te İslam Ulusu tarafından şehit edildi.

İSKİLİPLİ ATIF HOCA (4 Şubat 1926)

İskilipli Atıf Hoca, dönemin önemli isimlerindendi. Ünü Osmanlı topraklarının her yerine yayıldı. Cumhuriyetle beraber çatışmalar da başladı. İnsan hak ve özgürlüğü olan giyim ve kuşam, dönemin iktidarı tarafından dayatılınca buna karşı çıktı. Bu girişimler aleyhine kitaplar yayımlamaya başladı. Sözde demokrasi ortamı bulunan bir ülkede muhalif bir söylem istemeyen iktidar, dönemin kara lekesi olarak adlandırılan İstiklal Mahkemesi’ni devreye sokarak 4 Şubat 1926 tarihinde Atıf Hocayı şehit etti.

ABBAS MUSAVİ (16 Şubat 1992)

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Seyyid Abbas Musavi, şehid Ragıp Harb’ın şahadetinin sekizinci yıldönümü münasebetiyle Cebşit kasabasında tertiplenen anma merisimi dönüşünde Siyonist İsrail helikopterlerinden fırlatılan roketlere hedef oldu. 16 Şubat 1992 günü gerçekleştirilen saldırıda Abbas Musavi, eşi ve beş yaşındaki oğlu Hüseyin’le birlikte şehid oldu.



23.02.2007milligazete

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bir Müslümanın yirmi dört saati

16/1/2007

Bir Müslümanın yirmi dört saati

 

(1) Güneşin doğmasından bir saat kadar önce uyanır, abdest alır, sabah namazını kılar.

Hür ve mukim erkekler, yakındaki camiye giderek bu ibadeti cemaatle eda ederler.

(2) Sabah kahvaltısı...

(3) İşine, okuluna, nereye gidecekse oraya gider.

(4) Ne iş yapıyorsa,

 “en iyi, en güzel, en doğru” şekilde yapar.

 Asla ihmalkârlık, kaytarıcılık yapmaz,

 

 vazifesini savsaklamaz.

 

 Müslüman her ne yaparsa yapsın

 

 Allah’a yapar gibi yapar.

 

 

(5) Öğle tatili...

 

 Gerekenden fazla yememek şartıyla öğlen yemeğini yer.

 

 Bedeni ağır iş yapıyorsa,

 

 vücudunu ayakta tutacak kadar kalori alır,

 

 doyduktan sonra yemez.

 

 Oburluk, pisboğazlık, mide-perestlik haramdır.

 

 

(6) Öğle namazını kılar.

 

Namaz, iş saatlerine denk geliyorsa,

 

 işçi veya memur, namazı bahane ederek vazifesini savsaklamaz.

 

 

(7) Öğleden sonra çalışmasına devam eder.

 

 

(8) İkindi namazını kılar.

 

 

(9) Evine döner.

 

 

(10) Akşam yemeği:

 

 Geceleyin hazmı (sindirimi)zor olacağından

 

 ve sağlığa zarar vereceğinden ağır yemekler yemez.

 

 Müslüman her hal ü kârda,

 

 yemek için yaşamaz, yaşamak için yer.

 

 

(11) Mevsimine göre,

 

vaktinde akşam namazını eda eder.

 

 

(12) Yemekten sonra

 

çayını içerken en az bir saat faydalı, kıymetli kitap okur.

 

 Kitap okumayan, kültürünü arttırmaya çalışmayan kimse

 

 medenî bir insan değildir.

 

 İsterse çok zengin olsun.

 

 

(13)Yatsı namazını camide eda eder.

 

 

(14) Yaz aylarında, geceler kısa olduğu için

 

yatsıdan sonra yatağa girer ve uyur.

 

Günlük hayatında Müslüman nelere dikkat edecektir:

 

 

TELEVİZYON SEYRETMEK:

 

Televizyon programları dine,

 

 Şeriata, ahlâka, fazilete, bilgeliğe uygunsa,

 

 aşırı kaçmamak şartıyla bir miktar seyredebilir.

 

 Bu dediğim, sıradan insanlar içindir...

 

Müslüman, İslâm dininin kesin olarak yasakladığı,

 

 haram kıldığı

 

açık saçık, şehvetli karıları,

 

 içki sofralarını, fuhşiyyat sahnelerini,

 

 kumar eğlencelerini,

 

 bin türlü azgınlığı asla seyredemez.

 

 “Bunları seyretmek caizdir,

 

 bunları seyretmek, bu seyirle eğlenmek,

 

 keyiflenmek sakıncalı değildir,

 

 caizdir” diyenlerin imanları tehlikeye girer.

 

 

İHTİYAÇLARIN GİDERİLMESİ:

 

 Müslüman asla israfa, lükse,

 

 aşırı tüketime, gösterişe kapılmaz.

 

 Bunları dinimiz haram kılmıştır.

 

 Din ve iman kardeşlerinin milyonlarcası

 

 sefalet, sıkıntı, açlık, perişanlık içindeyken

 

 kendisi Nemrud, Firavun, Neron, Şeddad gibi

 

 lüks yemekler yiyen,

 

 lüks bir hayat süren kimseler fâsık, fâcir,

 

gafil, vicdansız insanlardır.

 

 Müslümana yakışan mütevâzı olmak,

 

 orta halli bir hayat sürmektir.

 

 Bu dediğim avam içindir,

 

 

 

 mânevî derecesi yüksek olan Müslümanların

 

 bu konuda daha sıkı olmaları gerekir...

 

Müslüman hiçbir zaman meskenleri,

 

 mobilyaları, evdeki cihazları, otomobilleri;

 

kendisine değer ve üstünlük kazandıran şeyler olarak görmez.

 

 

 

 Vicdanlı, akıllı, namuslu, şuurlu, insaflı bir Müslüman

 

20-30 bin dolarlık bir otomobilden daha pahalısını almaz.

 

 “Benim param var, canımın istediği pahalı otomobili

 

alırım” mı diyorsun?

 

Unutma ki, Allah’a hesap vereceksin.

 

 

LİSANINI KÖTÜLÜKLERDEN KORUMAK:

 

 

 

 Müslüman mutlak bir hürriyete sahip değildir.

 

 Müslüman, hürriyet var, canımın istediğini söylerim,

 

 yazarım diyemez.

 

 Lisan afetleri vardır,

 

 bunlar İmam-ı Birgivî Hazretlerinin

 

“Tarikat-i Muhammediye” adlı çok önemli,

 

 çok mübarek, çok kurtarıcı kitabında yazılıdır.

 

 Okur öğrenirsiniz.

 

 Müslüman lüzumsuz, faydasız lâf etmez.

 

 Gevezelikten, zevzeklikten, mâlâyâni söz etmekten kaçınır. Söylerse hayır söyler, yoksa susar.

 

 

GÖZLERİNİ GAYR-İ MEŞRU BAKIŞLARDAN KORUMAK:

 

 

 

Müslüman gözlerinden, baktığı şeylerden sorumludur.

 

 Kendi annesinin, karısının, kız kardeşinin iffetini, namusunu, şerefini, haysiyetini nasıl koruyorsa,

 

 başka kadınlarınkini de korumakla yükümlüdür.

 

 

KULAKLARIN KORUNMASI:

 

 

 

Zamanımızda müzik, son derece bayağılaşmış

 

ve yaygın hale gelmiştir.

 

 Siz çalmazsanız, başkalarının çaldığını dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

 

 Müslüman, elinden geldiği derecede

 

 kötü müzikten uzak durur.

 

Kötü müzik ne demektir?

 

İnsanın kafasını şişiren,

 

kişiyi azdıran, şehvete ve ahlâksızlığa teşvik eden,

 

 kalitesiz musikidir.

 

 Bir çiftlikte tavuklara rock müziği dinletmişler,

 

hayvancağızlar önce yumurtayı azaltmış,

 

 sonra durgunlaşmış,

 

 hastalanmış, sonunda ölmüşler...

 

 Kötü müzik dinletilen ineklerin sütü azalıyormuş.

 

Aklı olanlara bu örnekler yeter.

 

 

HİÇ HATIRDAN ÇIKARTILMAYACAK İSLÂMÎ BİR PRENSİP:

 

 

 

Resulûllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz

 

“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır”

 

 buyurmuştur.

 

 Müslüman her gününün,

 

bir önceki günden daha hayırlı olması için çalışacaktır.

 

 Daha fazla ibadet edecek,

 

 daha fazla hayır hasenat yapacak,

 

 daha fazla sadaka verecek,

 

 ilmini, kültürünü arttıracak,

 

nefsiyle yaptığı cihatta ileriye gidecektir.

 

 

MÜSLÜMAN, İSLÂM’A UYAN KİMSEDİR:

 

 

 

 Evinde, işinde, yeme ve içmesinde,

 

 kılık kıyafetinde, konuşmasında

 

 İslâm’ın emirlerini, yasaklarını,

 

tavsiyelerini göz önünde bulundurmak gerekir.

 

Yaptığın her iş için

 

 “Yüce Allah bundan razı olur mu?”,

 

 “Bundan dolayı bana gücenir ve gazap eder mi;

 

Sevgili Peygamberimiz benim

 

bu yaptığım işi beğenir mi,

 

 yoksa beğenmez mi?..”

 

diye düşünmek gerekir.

 

 

MERHAMETLİ OLMAK:

 

 İslâm bilgeliğinin temel kurallarından biri,

 

 “Merhamet etmeyene merhamet edilmez”dir.

 

 O halde, Müslüman insanlara, hayvanlara, bitkilere,

 

 hatta topraklara, taşlara, sulara bile merhametli olacaktır.

 

 

DİNÎ KONULARDA TÂVİZ (ÖDÜN) VERMEMEK:

 

 

 

İslâm dinini insanlar ortaya koymamıştır,

 

 din Allah’ındır.

 

Binaenaleyh dinin kesin kurallarında,

 

 hükümlerinde, müesseselerinde

 

bizim değişiklik yapmaya, bunlardan ödün vermeye

 

 hakkımız yoktur.

 

Bunları elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar

 

 hayatımıza ve hayata uygulamaya çalışırız.

 

 Yapamıyorsak, eksikliğimizi biliriz.

 

 Müslüman, asla dini kendisine,

 

 hayata uydurmaya çalışmaz.

 

 Asıl olan, kendisini ve hayatını

 

dine uydurmaktır.

 

 

YASAKLARDAN, GÜNAHLARDAN, İSYANLARDAN,

 

AZGINLIKLARDAN KESİNLİKLE UZAK DURMAK:

 

 

 

 İslâm dini

 

 ribayı mutlak surette yasak ve haram kılmıştır.

 

Binaenaleyh ribadan ve ribaya benzeyen

 

ticarî, iktisadî muamelelerden uzak durmak gerekir.

 

 Yine dinimiz bazı alışverişleri bâtıl saymıştır,

 

 bunlardan da uzak olmamız gerekir.

 

 

TARTIŞMAMAK:

 

 İmam-ı Gazalî Hazretleri,

 

 bir şık dışında tartışmayı uygun görmemektedir.

 

 Cahillerle, azgınlarla, aşırılarla, beyni yıkanmışlarla

 

 tartışmak boştur, faydasızdır.

 

Müslüman tartışmak yerine,

 

iyi bir örnek ve model olmayı tercih etmelidir.

 

 Ona bakan, onda İslâmiyet’in güzelliklerini

 

ve üstünlüğünü görsün.

 

Kal (dil) ile değil, hal ile propaganda yapmalıdır.

 

 

FİTNE VE FESADA SEBEBİYET VERECEK

 

HER ŞEYDEN UZAK DURMAK:

 

 

 

 Peygamberimiz

 

 “Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun” buyurmuşlardır.

 

 Din konusunda aptalca çıkışlardan,

 

 geri zekâlıca nümayişlerden,

 

 lüzumsuz gösterilerden kaçınılmalıdır.

 

 

EN BÜYÜK DÜŞMAN:

 

 Müslüman, en büyük düşmanının

 

 kendi nefs-i emmaresi olduğunu,

 

 bir an bile hatırından çıkartmamalıdır.

 

Düşmanını görmek isteyen aynaya baksın.

 

Âhir zamanda yaşıyoruz,

 

 Peygamberimiz âhir zamanda

 

 İslâm Şeriatını yaşamanın,

 

Sünnet’e uymanın “avucunda kor tutmak”

 

kadar zor olduğunu haber vermiştir.

 

 Müslüman, İslâm’a ve Şeriat’a uyarken,

 

 dinini yaşarken birtakım sıkıntılar çekecektir,

 

 bunlar Allah’ın bir imtihanıdır,

 

 sabrederse, doğru yoldan ayrılmazsa

 

 çok büyük mükâfatlara nail olacak,

 

 ebedî mutluluk kazanacaktır.

 

 

 

Çok dikkat edilmesi gereken bir husus:

 

 Vicdanlı, şuurlu, vasıflı, haysiyetli,

 

namuslu, şerefli, hikmetli bir Müslüman,

 

 kendisi asla din sömürüsü yapmadığı gibi,

 

din sömürüsü yapan alçak ve rezillerden uzak duracaktır

 

 ve onları asla desteklemeyecektir.

 

 Din sömürüsü yapanları desteklemek,

 

 dinin yıkılması için çalışmak demektir.

 

Böyle bir gaflete ve felâkete düşmekten Allah’a sığınırız.

 

(Evde oturan Müslüman hanımların

 

ne yapacakları konusunda ayrı bir yazı kaleme alacağım.)

                                                                                             

                                                                                              Mehmet Şevket EYGi

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

türkiyenin hali

15/1/2007


Kur’an eğitiminin engellendiği Türkiye’de, Peygamberlere hakaret eden oyun sergileniyor... El kadar çocukların balesiyle övünülüyor...

Ne oluyor bize!

Peygamberlere hakaret ettiği gerekçesiyle Almanya’da yasaklanan “Idomeneo Operası” İzmir’de sahnelendi. Tüm dünyanın tepkisini çeken çirkef oyunun sponsorluğunu ise, Arkas Holding yaptı. Alman Operası tarafından hazırlanan versiyonunda, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. İsa’nın kesik başlarının bulunduğu maketler kullanılmıştı.
Bu arada, Kars Belediyesi tarafından 2 yıldır sürdürülen bale kursunun ikinci sezonu açıldı. Minik bedenlerin bale yaptırıldığı açılışa Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu da katıldı. Alibeyoğlu, “Kars, baleyle ayrıcalığını ortaya koymuş oldu. Bu ayrıcalığımızın olması, Doğu’da sadece Kars’ta yapılmış olması da bir farklılıktır. Bundan dolayı çok mutluyum” dedi.

İZMİR
Peygamberlere hakaret ettiği gerekçesiyle Almanya’da yasaklanan ancak daha sonra 19 Aralık’ta Berlin’de sergilenen “Idomeneo Operası” İzmir’de de sahnelendi. Arkas Holding’in sponsorluğunda sahnelenen operada, Almanya’daki oyunda yer alan ve büyük tepki çeken sahneler yer almadı. Polis olası bir gösteriye karşı İzmir Devlet Opera ve Balesi çevresinde opera sonuna kadar geniş güvenlik önlemi aldı. İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Alparslan Mater ise yaptığı açıklamada, oyunun orijinalinde tepki çeken sahnelerin zaten bulunmadığını kendilerinin de haliyle oyunda çıkardıkları bir bölümün olmadığını söyledi.
Üç perdeden oluşan operanın Türkiye prömiyerini, başta eski Kültür Bakanı Suat Çağlayan, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas olmak üzere yaklaşık 400 kişi izledi. Almanya’da büyük tepki çeken operanın Türkiye prömiyerine büyük ilgi gösterdi. Oyun sonunda gazetecilerin sorularını cevaplayan ve Idomeneo’yu İzmirli sanatseverleri ilk kez izlettirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyleyen İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Alparslan Mater, oyunun orijinal halinde tepki çeken sahnelerin yer almadığını söyledi. Almanya’da operanın orijinal haline bazı bölümlerin eklenerek sahnelendiğini ve bu eklenen bölümler nedeniyle oyunun tepki çektiğini kaydeden Mater, “”Almanya’daki uygulama tamamen reji yorumudur. Hangi düşünceyle yapıldı bilmiyorum ama Almanya’da rejinin yorumuyla oyun öyle sahnelenmiştir. Oyunun içinde tartışılan konular yoktur. Ancak bazı basın kuruluşları bu bölümlerin çıkarılarak sahneleneceğini yazdılar. Böyle birşey kesinlikle yok, çünkü oyunda öyle tartışılan konular bulunmuyor. Oyunda yok ki biz çıkaralım. Bu kadar spekülasyon yapılan bir oyunu hayata geçirmekten mutluyuz. Eğer bu oyunu geri çekseydik o zaman daha çok tepki çekerdik. Spekülasyonlar bizim dışımızda gelişti.” diye konuştu.
Oyunun sergilendiği İzmir Devlet Opera ve Balesi önünde polisin aldığı güvenlik önlemleriyle ilgili soruya ise Mater, bunun kendisini ilgilendirmediğini ancak çıkan haberlerin alınan emniyet tedbirlerinde etkisinin olabileceğini kaydetti.
Mozart’ın yazdığı 16 opera arasında ‘en sevdiğim operam’ dediği Idomeneo’nun İzmir’deki gösteriminde orkestra şefliğini İZDOB Genel Müzik Direktörü Winfried Müller, yönetmenliğini Mehmet Ergüven yaptı. Solo rolleri ise Arda Doğan, Birgül Su Ariç, Aytül Büyüksaraç, Linet Şual, Ahmet Baykara ve Oğuz Çimen paylaştı.
Idomeneo’nun Berlin’de bulunan Alman Operası tarafından hazırlanan ve yeniden uyarlanarak sahneleneceği duyurulan versiyonunda, Hz. Muhammed (SAV) ve Hz. İsa’nın kesik başlarının maketlerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla opera çeşitli kesimlerin tepkisini çekmişti. Tepkilerin ardından eylül ayında yapılan açıklamalarda operanın sahnelenmesinden vazgeçildiği duyurulmuştu. Ancak oyunun geri çekilmesi nedeniyle eleştiriler artmıştı. Almanya’da sanata ve yoruma kısıtlama getirilemeyeceği görüşünü benimseyen ve operanın sahnelenmesini isteyenlere, Almanya Başbakanı Angela Merkel de destek vermişti. Oyunun sahnelenmesinin güvenlik açısından tehdit taşımadığının açıklanması üzerine Idomeneo’nun kesik baş sahnelerinin yer aldığı Almanya versiyonu 19 Aralık’ta Berlin’de sahnelenmişti. (cha)
 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İslam Alimlerinin İLime hizmeti

9/1/2007

 

Giriş

 

Din ilimdir. İlim de bir derya, bu deryadan bir yudum içen ve onun lezzetine varabilen, artık buradan daha çok içebilmenin arzusuyla yanar, tutuşur.

 

Müslüman bilim adamları, ilme ve ilmi çalışmalarına dört elle sarılmışlar ve bunu bir ibadet aşkı ile yapmışlardır. Bunun sebebi, İslamın ilmi farz kılmasıdır. Bu yüce destekle çalışan ilim adamları, zevkle ve şevkle çalışmışlardır. Neticede çok büyük başarılar elde etmişlerdir.

 

 İslam Dünyası Alimleri’nin bilim ve medeniyete olan katkıları inkar edilemez derecededir. Bugün birçok Avrupa ülkesi üniversitelerinde hala bu alimlerinin kitapları ders kitabı olarak kabul görmektedir.Fakat İslam ilmini alan Avrupa, İslam maneviyatını almadığı için İslama saldırmaya olağan hızıyla devam etmektedir.

 

İslam Alimlerinin Başarıları

 

Avrupa’da, ilim adamlarının yakıldığı, hastaların, “Ruhuna şeytan girmiş” denilip diri diri yakıldığı dönemlerde, Müslümanlar medreleser kuruyor ve dünyanın her tarafından öğrencilere fizik, tıp, matematik ve astronomi konularında öğretim veriyorlardı.

 

Matematik, cebir, aritmetik, geometri, alanında Avrupalı alimlere hocalık yapan Müslüman alimler, dünyanın yuvarlak oluşu, ekseni ve güneşin etrafında dönüşünü Avrupa’dan yıllar önce ispatlamışlar, dünyanın çevresinin ölçülmesini başarmışlar, güneşin üzerindeki lekeleri keşfetmişler, güneş yılını bulmuşlardı. Yine güneş ve ay tutulmaları İslam alimleri tarafından gözlenmişti.

 

İslam dünyası alimlerinin bu başarılarında en büyük pay dinimiz İslam’a aittir. İslam dini, ilme layık olduğu değeri vermiştir. İlk inen ayet-i kerimeler “ oku “ başlar. Bunlarda ilimden, kalemden, okumaktan, öğrenmekten bahsedilmesi, bu dinin ilme ne kadar önem verdiğini göstermeye yeter. Birçok ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, ilmi ve alimleri övmektedir. Alimler, peygamberlerin varisleri. Sayılırlar. Kur’an-ı Kerim, yerlere-göklere bakarak onları ibret almayı emreder. Bunlar hep ilmi teşvik edici mahiyetedir. İslam nazarında ilmin şerefi pek yücedir. Bunu açıklayan ayet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur.

 

İlim tarihine göz attığımızda , İslamiyetle büyük bir ilerleme kaydedilmiştir. Sadece din ilimleri değil, fen ilimleri alanında da parlak devirler yaşanmıştır. Ödevimde bu parlak devirleri yaşatan alimleri eserleri ile beraber kısa  bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır.

 

İslam Alimleri ve Eserleri

 

   İbn-i Haldun                  :  İbn-i Haldun’dan; “ Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütekeffir  “ olarak Bahsedilir. Bunun nedeni Psikolojiyi tarihe uygulamış olması ve ilk defa tarih felsefesi yapmış olmasıdır. Fakat Tüm bunların dışında İbn-i Haldun’u bize asıl tanıtmış olan sosyoloji alanındaki çalışmalarıdır. “ Asırlarının müracaat kitabı “ sayılan Mukaddime’de sosyolojinin temellerini atmıştır. Bu çalışmaları ona “Sosyolojinin Kurucusu” ünvanını kazandırmıştır.

 

   İbn-i Heysem                 :  965 senesinde Basra’da doğan İbn-i Heysem, Optik İlmine yaptığı çalışmalar ile zemin hazırlamış, bu ilmin kurucusu olarak görülmüştür. Büyütücü mercekler üzerinde yaptığı çalışmalar ile teleskopun keşfine altyapı hazırladı. Kainatın düzeni ve sistemi hakkında yazdığı: Kitabun fi Hayat-il-alem; İspanyolca , Latince ve İbraniceye çevrilmiştir.

 

   İbn-i Rüşd                      :  Endülüs’te yetişmiş olan ünlü filozof Aristo yorumlayıcısı olarak anılmıştır. Eserleri Avrupa Üniversitelerinde yüzyıllarca okutulmuştur. Bunun sonucunda birçok batılı bilgin İbn-i Rüşd’ün etkisinde kalmıştır. Felsefeye yaptığı çalışmalarda büyük katkılarda bulunması; bütün eserlerinin Latince’ye çevrilmesine yol açmıştır. Batı dünyasında felsefe alanında İbn-i Sina’dan bile daha fazla tanınmıştır.

 

   İbn-i Sina                       :  İslam Dünyası’nın en tanınmış bilgini olan İbn-i Sina; “çağların en büyük tıp araştırmacısı” ünvanını hak edecek  çalışmalara imza atmıştır. “Kanun” adlı tıp kitabı Avrupa Üniversitelerinde 600 yıldan fazla ders kitabı olarak okutulmuştur. O’nun tıpa yaptığı hizmetler kendisi hakkında şu sözün kullanılmasına vesile olmuştur; “Tıbbı , Calinus diriltti, dağınık halde idi. Razi topladı, noksanları da İbn-i Sina tamamladı.

         İslam Dünyasının en büyük alimlerinden biri olan İbn-i Sina sadece tıp alanında çalışmalar yapmamıştır. Tıp , jeoloji, fizik, farmakoloji gibi ilim dallarında yazdığı 270 kadar eseri yayınlanmıştır. En önemli eseri: “Bir milyon kelimelik” bir tıp sözlüğü olan; Kanun fi’ Tib’dir.

 

   Uluğ Bey                        :  Dini ilimlerde çok ileri, ayrıca astronomi ve astroloji ilimlerine vakıf alim olarak tanınan Uluğ Bey, daha çok astronomi ile tanınmıştır. Astronominin yanında trigonometri üzerinde yaptığı çalışmalarla da ilim dünyasında yeni bir çığır açmıştır. Uluğ Bey sadece İslam dünyasının değil tüm ilim dünyasında tanınan bir zattır.

 

   Mimar Sinan                 :  Seviyesine bugün bile ulaşılamayan, yüzlerce eser veren bir sanatkar olarak tarihe geçen dahi mimar olarak anılan Koca Sinan, Türk Mimarisinde erişilmeyecek bir dereceye yükselmiştir. Mimar Sinan içinde Süleymaniye ve Selimiye gibi muhteşem camilerin bulunduğu 84 camiye imza atmıştır. En önemli eserlerini İstanbul ve Edirne şehirlerinde veren Mimar Sinan, Osmanlının birçok şehrini de mamur hale getirmiştir.

 

   Piri Reis                         :  400 sene önce bugünküne çok yakın dünya haritası çizen büyük coğrafyacı, Piri Reis aynı zaman da büyük bir denizcidir. Piri Reis Amerika keşfedilmeden önce, Amerika’nın varlığından haberdardı. Dünyanın en büyük kartograf ve coğrafyacılarından biri olan Piri Reis Bahriye adlı eseri ile ünlüdür. Bahriye’nin içindeki deniz atlasları önemlidir.

 

   Ömer Hayyam               :  Cebirdeki “ Binom Formülü”nü bulan bilgin Ömer Hayyam astronomi alanında da büyük işler başarmıştır. Melikşah adına düzenlenen Celali takvimini, Nizamülmülk’ün desteği ile hazırlamıştır. Güneş yılına göre düzenlenen Celali Takvimi Batlamyus’un astronomik tablolarını esas olarak hazırlanmıştır. Cebirde temel olarak bilinen tarif, kavram ve formüllerin bir kısmını bu ilme ilk kazandıranların başında Ömer Hayyam da vardır.

 

   Fatih Sultan Mehmet Han:            Havan topunu icat eden padişah Fatih, Osmanlının 7. padişahıdır. İstanbul’un fethi dünya tarihinde en başta gelen olaylardan birisi olduğu gibi, Fatih de dünyada gelmiş geçmiş dehaların en başta gelenlerindendir.

   Fatih Arapça ve Farsça nın yanında, İbranice, Keldanice, Rumca, İslavca ve Latince de bilmekteydi. Osmanlıya kazandırdığı büyük toplar devletin geniş alanları fethetmesinde yararlı olmuştur.Fatih’in kişiliği hakkında Yunan bilgini Trabzonlu Georgios şunları söylemiştir;

 

   “İkinci Mehmet şüphesiz Kirus’tan da, Büyük iskenderden de, Sezar’dan da büyüktür. Hatta bir kelimeyle söylenecek olursa, gelmiş geçmiş bütün hükümdarlardan üstündür.”

 

   Farabi                            :  Sesin fiziki izahını ilk defa yapan alim olan Farabi; ilimleri sınıflandırarak dünya medeniyetine büyük katkılarda bulunmuştur. Başta matematik, botanik, felsefe, mantık, tıp ve musiki olmak üzere çeşitli bilim dallarında eserler veren Farabi, daha çok felsefe ile ilgilenmiştir. Bu alanda Aristo’yu geçtiği bile iddia edilir. Farabi’nin yetmiş kadar eseri bulunmaktadır.

 

   Aksemseddin                 :  Pasteur’dan 400 sene önce mikrobu bulan, Fatih’in Hocası, dini be tıbbi ilimlerde geniş bilgiye sahipti.Aksemseddin mikrobu keşfettiği zaman teknik Pasteur zamanındaki kadar gelişmemişti. Mikroskop bile yoktu o devirde. Hastalıkların gözle görülemeyecek kadar küçük canlılarla yayıldığını bulmak tek kelime ile harikaydı. En önemli eseri Maddet-ül Hayattır.

 

   Taberi                            :  Tefsir, kıraat, hadis, tarih, edebiyat, nahiv, matematik, tıp ve Şafii mezhebi fıkıh alimi olan Taberi, özellikle tefsir ilminde meşhur olup, tefsiriyle tanındı. Cami-ul Beyan ve Te’vil-ül-Kur’an adlı bu eseri, eshab-kiramın ve tabiinin rivayetlerini toplayan en geniş tefsirlerindendir.

 

   İbn-i Batuta                   :  29 sene ülke ülke, kıt’a kıt’a dolaşan büyük seyyah İbn-i Battuta, usanmayan, yılmayan, bıkmayan bir azime sahipti. İbn-i Battuta Seyahatnamesi’nde gidip gezdiği yerlerdeki insanların kılık kıyafet, örf, adet ve geleneklerini de anlatmıştır. İbn-i Battuta’nın tabiat tasvirleri çok zayıf, hatta yok gibidir. Tabiat şartlarına, iklime az ilgi duymuştur. Eserinde daha çok insanı ön plana almıştır.

 

   Hezarfen Ahmed Çelebi: Dünyada ilk olarak uçmayı başaran Müslüman Bilgindir. Ahmed Çelebi bilhassa hava akımları ve kuşların uçuşunu inceleyerek çalışmalarını geliştirdi. 1636 yılında galata kulesinden Üsküdar’a kadar uçmayı başarmıştır.

 

Evliya Çelebi                    :  Seyahatnamesi ile meşhur büyük Türk seyyah ve yazarıdır. Türk-İslam Edebiyatının, dünyaca tanınmış bir şahsiyeti olan Evliya Çelebi; Anadolu, Suriye, Filistin, Rumeli, Macaristan, Transilvanya, Polonya, Almanya, Avusturya, Bosna-Hersek, Hollanda, Dalmaçya, Kırım, Kafkasya, İran, Irak, Mısır, Hicaz ve Girit’i gezmiştir. Buraları Seyahatnamesinde edebi bir dille anlatmıştır.

 

   Ebu Kamil Şuca             :  Avrupa’ya matematiği öğreten İslam bilginidir. Bilhassa matematik ve cebir sahasındaki başarıları ile dikkati çekmiştir. Cebir tarihinde ilk defa olarak, ikinci derecenin üstünde denklemlerin çözümünü tam bir hassasiyetle gerçekleştirmiştir. En meşhur eseri Kitab-ül cebr ve-l mukabele’dir.

 

   Ebubekir er-Razi           :  Keşifleriyle ün salan, asırlar boyu Avrupa’da ders veren kimyager doktor Ebubekir er-Razi, devrinin en büyük bilgidir. Ebubekir er-Razi ortaçağın en büyük klinikçisi olarak nam salmıştır. Kızamık ve çiçek hastalığını ilk defa birbirinden ayıran ve tedavi metodunu bulan odur. Zührevi hastalıkları incelemiş, ameliyatlarda ilk defa hayvan bağırsağını dikiş ipliği olarak kullanmıştır. O, ayrıca, Müslümanlara her türlü tesirden uzak, tarafsız inceleme ve araştırmayı öğretti. Gut ile romatizmayı birbirinden ayırdı. Razi’nin eserleri nerdeyse tıbbın bütün dallarını kapsar. Razi hastalarını sür’atli tedavi etmek ve kesin teşhis koymakla da tanındı. Bu alanda “ Bir Saat İçinde Tedavi” adlı eseriyle şöhret kazandı. Günümüzün tıbbi bugüne gelişinde onun çalışmalarına çok şey borçludur.

 

   Ebu’l Vefa Buzcani       :  Trigonometriye tanjant, kontanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematikçi bilgindir. Ebu’l Vefa , çağına kadar hiçbir matematikçinin yapamadığı incelikte trigonometrik çizelgeler düzenledi. Onun matematiğe kazandırdığı bu yenilikleri, Avrupa’da ancak beş yüzyıl kadar sonra Alman bilgini Johann Müller tarafından ortaya atılıp kullanılabildi. Bu demektir ki, Avrupa, ancak Ebü’l Vefa’nın eserlerini Batı dillerine çevrilmesinden sonra, bu konudaki bilgilere sahip olabilmiştir. Trigonometrinin yanında cebir ilmi üzerinde de derinlemesine çalışmalarda bulunan Ebü’l Vefa, o zamana kadar bilinmeyen dördüncü dereceden denklemlerinin çözümünü gerçekleştirdi.

 

   İbn-i Nefis                     :  Avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfeden İbn-i Nefis, İslam dünyası tıp çevrelerinde meşhurdur. Asırlar boyunca emsali yetişmeyen üstün bir idarecilik ve tabiplik örneği ortaya koymuştur. İlaçlar konusunda İbn-i Sina’yı çok geride bırakmıştır.

 

   İbn-i Nefis, özellikle kalbin ve teneffüs yollarının anatomisi üzerinde durdu. Böylece, kanın kalpten akciğerlere, akciğerlerden de kalbe geliş-gidiş sistemini inceledi. Metodu bizzat tecrübe ve müşahede etti. Böylece tıp sahasında taklitçilikten kurtulmaya, nazariyecilikten pratik ve tecrübeye geçiş devrini açmıştır.

 

   Ali Kuşçu                       :  Timurlular devrinde Semerkant’ta yetişmiş, daha sonra Osmanlı ülkesinde büyük bir şöhret kazanmış olan Türk astronom ve matematikçidir. Ali kuşçu, yalnız telif eserleri ile değil, çalışma ve yol göstermesiyle devrini aşan büyük bir alimdir. En önemli eseri Risale Fi’l Fethiyye’dir. Bu eseri Otlukbeli zaferinin bir armağanı olarak Fatih Sultan Mehmed’e takdim etmiştir. Ali Kuşçu bu eserinde, ekliptiliğin eğilimini bizzat kendisi hesap ederek 23 30 13 bulmuştur. Bu değer bugünkü hesaplara göre çok yakındır.(23 27)

 

   Prof. Abdusselam          :  Nobel armağanı alan alan ilk Müslüman ilim adamı olan Abdüsselam, bu ödülü, zayıf ve elektronikmagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisi ile almıştır. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı.

 

         Abdusselam, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

 

         Abdusselam, yapmış olduğu bu çalışmalarındaki başarısını İslama bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kainattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah’ın varlığını inkarın mümkün olmadığını söyler. “Rahman’ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir gözünü: Kusur görecek misin? Bunun için Müslümanların bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermeleri ve geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

 

Sonuç

 

         İslam alimleri, bütün ilimlerin temeline harçlarını koymuşlardır. Gerçek bu iken , Avrupalılar birçok buluşu kendilerine mal ettiler. Göz göre göre gerçekleri ters yüz etmişlerdir, ediyorlar. Son olarak Papa Benedict, İslamın Medeniyet hiçbir katkı yapmadığını sadece şiddetle dünyaya yayıldığını söylemiştir.

  

         “İslam yeryüzüne doğruyu, iyiyi, güzeli, faydalıyı ve adaleti temsil ettiği için yayılmıştır. Bütün tarihi gerçekler ortada iken aklın ve gerçeğin doğru yolu olan tevhitten ayrılıp teslis gibi akıl dışı bir yola sapan ve insanın günahsız doğduğu gerçeğine karşıt olarak günahkâr olarak doğduğu yanlış yoluna sapan ve insanın tabiatın emanetçisi olduğu gerçeğini bırakıp tabiatın sahibi olduğu iddiasında bulunan yanlış bir zihniyetin mensubu olarak saadetin tek yolu olan asırlar boyu yeryüzünde hak ve adaleti tesis etmiş bulunan İslam’ın ve onun muhterem ve mübarek, Allah’ın sevgilisi ve bütün kâinatın kendisi için yaratıldığı Peygamberi hakkında gerçek, ilim ve tarih dışı sözler sarf etmek ne büyük bir bedbahtlıktır.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın da bahsettiği üzere, İslam tüm dünyaya barış getirmiş, ilme her daim açık olmuş, şiddete her zaman karşı çıkmıştır.

 

         Netice olarak şunu söylüyebiliriz :”Batı medeniyetinin temelinde İslam kültür ve medeniyetini vardır.”

 

 

Kaynakça:

1) Adil AKYÜZ, Bilime Yön Veren İslam Alimleri  Cilt1,2

2)_____________http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=35677

3) www.kimkimdir.com/ibnisina

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

uyanık müslümanlar

8/1/2007

Her gün sigara içen Müslümanlar 9.6 milyon dolar İsrail’e para gönderiyor.
İşte CIA’nın resmi istatistik bilgilerinden bir bölüm:

1. Dünyadaki toplam nüfus: 6.5 milyar.
2. Toplam Müslüman sayısı ise: 2 Milyar.
3. Sigara içen insan sayısı: 1.15 milyar.
4. Sigara içen Müslüman sayısı ise: 400 milyon.
5. En büyük sigara üreticisi: Phillip Morris.
6. Phillip Morris’in kazancının yüzde 12’si İsrail’e gider.
7. Günlük, Müslümanların Phillip Morris’e kazandırdığı cirosu: 800 milyon dolar.
8. Ortalama kâr yüzdesi ise: Yüzde ondur.
9. Phillip Morris’in, Müslümanlardan ortalama günlük kârı: 80 Milyon dolar.
10. Böylece her gün sigara içen Müslümanlar 9.6 milyon dolar İsrail’e para gönderiyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Saadet Geliyor...

8/1/2007

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

LA İLAHE İLLALLAH

8/1/2007

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

uçan kabe

8/1/2007

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

çizgi insan

8/1/2007

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Genç; idealleri uğruna fedakarlık yapabilendir.

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Giresun Gençlik. Tarafından Yapılmıştır...